PİYESLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PİYESLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Nisan 2013 Pazar

AVUKAT VE DAVACILAR SKEÇİ



(Avukat bürosu dekoru. Kişiler: Avukat, Şinasi Bey, Eski Karısı, Yeni karısı, Şinasi’nin annesi, sekreter)
 
Avukat: Şuraları da temizle.

Sekreter: Temizledim ya!

Avukat: Olsun kızım bir daha temizle, elinde mi kalır yani!

Sekreter: Yok da buralara bal döküp yalayacaksın herhalde, bu kadar temizlettiğine göre…

Avukat: Temizle be! Allah Allah ne kadar geveze oldun sen.

Sekreter: Avukatın yanında başka ne olur zaten. Avukatın yanında sekreterlik yaparak doktor olmam her halde geveze olurum.

Avukat: (Seyircilere) Ya bir sekreteri altı aydan fazla tutmayacaksın, sürekli değiştirmek gerekir bu sekreterleri başa bela bunlar…

Sekreter: Ah bir zamanlar, yani çocukken astronot olup uzaya gitmek isterdim. Şu düştüğüm hale bakın, ola ola sekreter oldum.

Avukat: Ne olmak istiyordun?

Sekreter: Astronot olmak istiyordum. Uzaya gitmek isterdim.

Avukat: Astronot olacaktın. Ne güzel ülkemizin ilk astronotu olmak istiyordun, ama ömrün yetmeyecek herhalde.

Sekreter: Nedenmiş o?

Avukat: Yürüyerek Aya gidebilir misin?

Sekreter: Hayır.

Avukat: O zaman astronot da olamazsın. (Kapı çalar)

Sekreter: Buyurun hoş geldiniz.

(İçeri Şinasi ve eski karısı girer.) ( Şinasi’nin ceketi omzundadır)

Avukat: Hoş geldiniz.

Şinasi: Hoş bulduk.( Avukatla tokalaşır.) (Eski karısı da tokalaşmak için avukata varır Şinasi kızarak)

Şinasi: Geri çekil elin avukatıyla bu ne samimiyet?

Eski karısı: Sana ne! Biz boşandık ve aramızda bir bağ kalmadı.

Şinasi: Olabilir. Sen yine de çekil otur şuraya.

Avukat: Boşandınız. Umarım böyle daha mutlusunuzdur.

Şinasi: mutluluk ne demek avukatçığım. Dünyalar meleği bir kadınla evlendim ve bu kadınla geçen hayatım boşa geçmiş.

Eski karısı: Öyle mi senin hayatın içmek dışında zaten hep boştu.

Şinasi: Sen konuşma gürültü oluyor. Bak millet rahatsız oluyor.

Avukat: Hanımefendi siz ne yaptınız? Boşandıktan sonra hayat nasıl?

Eski karısı: Ben de evlendim ve şu anda çalışıyorum. Oldukça mutluyum şu anda çalışıyorum. Allah kurtarmış.

Şinasi: buldun tabi hafif bir koca adamı iç güveysi aldın. O Salak da erkeğim diye geziyor ortalıkta.

Eski karısı: Seni de gördük. Koca olmak dayak atmak değildir. Umarım bunu öğrenmişsindir.

Şinasi: Kim, ben mi? Ulan beni layt erkek mi sanıyorsun sen. Biz bu güne bu gün memleketin has erkeği, esas oğlanıyız. Karıya kıza yüz vermek bize yakışmaz. Vücut kabul etmez, bünye atar yani.

Avukat: Sizin bir de çocuğunuz vardı değil mi?

Eski karısı: Evet şu anda çocuğum okumayı ve yazmayı öğrendi. Çarpım tablosunu da babasından iyi biliyor.

Şinasi: Bırak onları da çocuğa şimdiden bir top ver çocuk futbolcu olsun.

Eski karısı: Ne futbolcusu?

Şinasi: Futbol oynasın çocuk, eline bir tespih ver benim gibi olsun. Hafif olmasın, karısından korkmasın çocuk.

Eski karısı: Şinasi Bey hatırlarsan bizim çocuğun hiç karısı olmayacak.

Şinasi: Niye? Çocuğun bir problemi mi var?

Eski karısı: Bizim çocuğumuz zaten kız.

Şinasi: Ha! Öyle miydi ya! Bende akıl mı kaldı sanki?

Eski karısı: Sende akıl hiç olmadı ki zaten…

Avukat: Şimdi sorununuz nedir? Size nasıl yardımcı olabilirim.

Şinasi: Efendim sorun miras meselesi. Mirası paylaşamadık galiba.

Avukat: Biliyorsunuz yeni medeni kanuna göre evlilikte kazanılan mallar boşanma halinde ortak olarak paylaşılır.

Eski karısı: Ben de aynı şeyi söyledim. Ama beyefendi meseleyi buralara kadar getirdi.

Şinasi: Avukatçığım pardon konuyla ilgisi yok galiba ama kusura bakma bu sekreter senin mi? Yoksa ödünç mü aldın?

Avukat: ödünç almak ne demek ya?

Şinasi: Bizim eve bir sekreter lazım da.   Sekreter hanım ben size “merhaba” demiş miydim?

Sekreter: Evet demiştiniz.

Şinasi: “Nasılsınız” demiş miydim?

Sekreter: Hayır, demediniz.

Şinasi: Diyorum o zaman, nasılsınız?

Sekreter: Tamam ben de cevap veriyorum: “Size ne?”

Şinasi: Ulan bu karı milletine de yüz vermeye gelmiyor. Zaten karı dediğin nedir ki? Elinin kiri, yıkayınca çıkar gider.

Eski karısı: Evet ama çıkmayanları da var.

Şinasi: Neyse ne diyorduk.

Eski karısı: Paylaşamadığımız mirastan bahsediyorduk.

Şinasi: Arkadaş elimde bir araba var onun da yarısını almak istiyorsun. Olmaz ki ya!

Eski karısı: Bu en doğal hakkım, sen para kazanıp bu arabayı alırken kendi başına mıydın? Sen birisiyle evleneceksin, canın sıkılınca, kafan esince onu kapının önüne koyacaksın. Yok öyle! Ben kendi hakkımı istiyorum. Senin olanları değil, kendime ait olanları istiyorum. O arabayı alırken bütün altınlarımı aldın. Ben hakkımı istiyorum.

Şinasi: Ulan boşandık, her şeyi paylaştık. Her şeyin yarısını sana verdim. Ulan çorapların bile birer tanesini almışsın. Ulan bu çoraplar çifter çifterdir, birini alırsan diğerini nasıl giyeceğim?

Eski karısı: Evet her şeyi adilce paylaştık.

Avukat: Evet, çok doğru ve adilce paylaşmışsınız. Hayat müşterektir.

Şinasi: Sen karışma Lan avukat bozuntusu.

Sekreter: Lütfen avukat beye hakaret etmeyin, yoksa!

Şinasi: Yoksa ne olur. Sen avukatın avukatı mısın? İşine bak. Bu kadar da olmaz ki! Benim çoraplarımın birer tanesini aldığı yetmemiş gibi bir de tutmuş kendi çoraplarının birer tanesini bırakmış. Ulan ben senin çorabını ne yapayım. Bu yaştan sonra adımı mı çıkaracaksın? Zaten kahvede falan rezil oluyorum, çoraplara baksana ( çorapların rengi farklıdır) Fenerbahçe forması gibi.

Eski karısı: Ne güzel, yakışmış da.

Şinasi: Ne yakışması be! Sekreter hanım ben size “nasılsınız” demiş miydim?

Sekreter: Evet demiştiniz, ben de cevabınızı vermiştim.

Şinasi: Ne güzel, demek bana cevap veriyorsunuz. Tamam, bu cevabınızı karşılıksız bırakmayacağım.

Sekreter: Çattık ya! Sizin bir probleminiz mi var?

Şinasi: Evet havuz problemi var çözebilir misiniz?

Eski karısı: Ne diyorduk, ben arabanın da değerinin yarısını istiyorum. Yoksa dava açacağım.

Avukat: Evet hanımefendi doğru söylüyor.

Şinasi: Ulan siz ortak mı çalışıyorsunuz? Her şeyin yarısını verdim. Her şeyi paylaştık. Hatta çamaşır makinesini aldın, fırını bıraktın. Ama ne yazık ki fırında çamaşır yıkayamıyoruz sayende. Tek araba var. Yarısını nasıl vereceğim sana? Çorap değil ki bu meret, birini versem.  (Kapı çalar)

Eski karısı: Ben anlamam bu konuda da hakkımı istiyorum.

         (bu sırada kapı yine çalınır)

Avukat: Git kapıya bak Her kimse içeri alma, dışarıda beklesin

          (sekreter çıkarken)

Şinasi: Sekreter hanım cevabınızı unutmadım. Unutmayacağım.

          (sekreter sinirle çıkar)

Şinasi: Ulan bu karı milletinin aklı yok. Sen şimdi arabanın yarısını ne yapacaksın. Araba kullanmayı bilmezsin hatta oturmayı bile bilmezsin

Eski karısı: Evet, hiç binmediğim bir arabamız vardı. Ama yarısını istiyorum.

Şinasi: Ah ulan burada kimse olmayacaktı. Ben sana bir dayak atacaktım. Bak o zaman araba falan istiyor muydun?

          (sekreter girer)

Sekreter: Avukat Bey bir hanımefendi geldi ısrarla içeri girmek istiyor.

Avukat: Beklesin ya!

Şinasi: İşte karı milleti içeri girmek istiyormuş. Sizin sopanız falan yok mu? Kov gitsin kimse ya!

             (yeni karısı sinirle içeri girer)

Yeni karısı: Kimi kovuyorsunuz Sayın Şinasi beyler!

Şinasi: Karıcığım! Sen miydin? Ben başka birisi sanmıştım. (ayağa kalkar, korkmuştur.)Seni kovabilir miyim? Gel buyur şöyle otur!(kendi yerini verir)

Eski karısı: Hoş geldiniz. Ben Şinasi Bey’in eski karısıyım.

Şinasi: Evet tanıştırayım. Yeni karım. Hatta yeni kocam desem daha doğru olur.

           (Şinasi ayakta beklemektedir)

Avukat: Memnun olduk hanımefendi.

Yeni karısı: Sorun nedir avukat bey?

Şinasi: Ben izah edeyim karıcığım.

Yeni karısı: Ben avukata sordum, sana değil Şinasi.

Şinasi: Tamam karıcığım.

Avukat: Şinasi Bey eski karısıyla mal paylaşımı meselesi sebebiyle burada.

Yeni karısı: Şinasi Bey eski karınızın eşyalarını derhal iade et.

Şinasi: Tabi karıcığım. İstersen donumun yarısını da kesip vereyim.

Yeni karısı: Nasıl konuşuyorsun? Hanımefendinin hakkını ver.

Eski karısı: Lütfen burada tartışmayın. Bu işi sakince halledebiliriz.

Sekreter: Şinasi Bey bana nasıl olduğumu ısrarla sormayacak mısınız?

Yeni karısı: Şinasi sekretere nasıl olduğunu mu soruyorsun? Sana ne milletin nasıl olduğundan!

Sekreter: Karıcığım sekreter, ama bu sekreter erkek.

Yeni karısı: Erkek mi? Bunu neresi erkek?

Şinasi: Aaa!(utanır gibi yapar) erkek değilmiş! Karıcığım erkek olmadığını bilseydim sorar mıydım?

Yeni karısı: Bilmez miyim?

Şinasi: Karıcığım senden başka kadına bakarsam iki gözüm önüme aksın, sen de ye!

Yeni karısı: Aferin

Şinasi: Senden başka bir kadına dokunursam iki elim kırılsın sen de ye!

Yeni karısı: Ha şöyle hizaya gel!

Şinasi: Karıcığım senden başka bir kadını verdiği bir şeyi yersem ben kusayım. Sende ye!

Yeni karısı: Saçmalama Şinasi!

Avukat: Siz ne kadar güzel anlaşıyorsunuz. Şinasi Bey eskiye bakarak çok mantıklı ve hafif olmuşsunuz.

Şinasi: Hafif sensin, ne demek istiyorsun sen avukat bozuntusu yanındaki sekretere mi güveniyorsun?

Yeni karısı: Şinasi, yeter artık saçmalama.

Eski karısı: Şinasi Bey ben artık arabadan da sizin hayatınızdan da pay istemiyorum. Bu gördüklerim benim için yeterli.

Şinasi: Ne demek bu şimdi?

Eski karısı: Valla ben sizin bu durumunuzu gördüm ya artık ölmem.

Şinasi: Ölme, geber!

Yeni karısı: Şinasi gereken neyse hallet ve derhal eve gel beni bir daha buraya getirme. Tamam mı?

Şinasi: Tabi karıcığım inşallah eve gidişin olur da dönüşün olmaz. İnşallah eve sağ salim varamazsın.

      (bu sırada karısı çıkar)

Şinasi: Tamam sen git ben geç gelebilirim. Bekleme…

Avukat: Çok mutlu olduğunuz her halinizden belli. Yeni evlilik size yaramış.

Şinasi: Ne demezsin! Bu karı kısmı el kiri yıkadın mı çıkar gider. Ama bizimki yıkasan da çıkmayacak türden.

Eski karısı: Ben artık sizden bir şey istemiyorum. Gerçekten acınacak haldesiniz. Size hayatınızda sabır ve mutluluklar diliyorum.

Şinasi: Avukatçığım şimdi ben bu karıyı pencereden atsam da araba çarptı desem kaç yıl yatarım.

Avukat: Epey yatarsın.

Şinasi: Ya böyle giderse ben çok layt olacağım. Veya o ev ikimize de dar geliyor. Neyse ben karıcığımı fazla bekletmeyeyim. Ne diyelim etme bulma dünyası!


                                                                                                               (PERDE)

                                                                                               YAZAN: Mevlüt DİKMEN  

11 Nisan 2013 Perşembe

TRAFİK CANAVARI (TİYATRO OYUNLARI, SKEÇLER, PİYESLER, ORATORYOLAR)

TRAFİK CANAVARI (TİYATRO OYUNLARI, SKEÇLER, PİYESLER, ORATORYOLAR)


Kişiler:

Sunucu

Ekrem Kulaksızoğlu

Feridun Yanıkyüz

Hidayet Dörtparmak

Üzeyir Sarıkaş

Dekor: Arka plAnda trafik işaret levhaları. Sahne ortasında beş koltuk, üç sehpa vs.,.

(Perde açıldığında; sunucu ortada oimak üzere tüm kişiler oturmaktadırlar, Kişiler meslekierine uygun giyinmişlerdir.}

 SUNUCU - İyi akşamlar, sevgili seyirciler... Ülkemiz ne yazık ki, trafik kazalarında dünyada liste başı... Trafik canavarı, nAm-ı diğer trafik azraili günde ortalama 10-15, yılda 7-8 bin kişinin canını almakta... Ayrıca bu ejderha, arkasında binlerce sakat gözü yaşlı, bağrı yanık, öksüz ve milyarlarca maddî zarar bırakmaktadır... Bu trafik canavarına artık kırmızı ışık yakmalıyız... Bu trafik canavarını kıtır kıtır kesmeliyiz... Suçlu kim? Bu yaranın ilAcı ne? Bu trajediyi kimler sahneliyor? Yanlış nerede? Bu canavar suyu nereden içiyor? İşte bu sorulara cevap bulabilmek amacıyla bir tartışma programı hazırladık... Konuklarımızla burada bu sorunu enine boyuna tartışacağız... Bu program sayesinde bir trafik kazasını bile önlesek kendimizi mutlu sayacağız... Evet, şimdi sayın tartışmacıları tanıtayım sizlere: Şehirlerarası otobüs sürücüsü sayın Ekrem Kulaksızoğlu... Trafik görevlisi sayın Feridun Yanıkyüz... Minibüs (bilgi yelpazesi.net) sürücüsü sayın Hidayet Dörtparmak... Yaya sayın Üzeyir Sarıkaş... Evet, sayın tartışmacılar, açık sözlü olalım, acımasızca eleştirelim birbirimizi... Kibar olmanın sırası değil. Kimse kimsenin gözünün yaşına bakmasın. Unutmayın herkes mensup olduğu kesim adına konuşacak...

DöRTPARMAK- Sayın Sunucu, şimdi ben traktör, bisiklet, tren, gemi, uçak sürücüleri adına da mı konuşacağım?

SARIKAŞ - Tabii... Onlar da sizin meslekten... Hatta at sürücüleri adına da konuşacaksınız.

DöRTPARMAK - Yok eşek!.. Eşek sürücüleri adına da mı konuşacağım yani?

SUNUCU - Evet, sayın Dörtparmak, tüm sürücüler dedik ya!.. Hatta el arabası sürenler adına da konuşacaksınız.

DöRTPARMAK-Yok deve!..

SUNUCU - Deve sürücüleri adına da konuşacaksınız.

YANIKYÜZ - Sayın Sunucu, siz kendinizi tanıtmayı unuttunuz...

SUNUCU - Unutmadım efendim, gerek görmedim. Beni tanımayan var mı?

KULAKSIZOĞLU – Var. Kusura bakmayın, ben sizin adınızı bilmiyorum.

SUNUCU - Nasıl otur? Siz televizyon izlemez misiniz?

KULAKSIZOĞLU - Haayır. Ben gece gündüz yollardayım. Yemek molalarında bazen izliyorum. Ama sizi hiç görmedim.

YANIKYÜZ - Ooo, çok uzattınız ama!.. Sayın Sunucu, yemin mi ettiniz adınızı söylememeye? Söyleyin gitsin efendim.

SUNUCU - Bu bir gurur meselesi, nasıl tanımazlar beni?

KULAKSIZOĞLU-Tanımıyorum efendim, zorla mı?

DöRTPARMAK - Trafik tıkandı... Sayın Kulaksızoğlu, sayın Sunucu'nun adı Tacettin, soyadı da Dişiaçık... Şimdi rahat ettin mi?

KULAKSIZOĞLU - Dişiaçık mı? Ne ilginç bir soyadı...

SUNUCU - Beğenemediniz mi? Sizin soyadınız mı iyi. Kulaksızoğlu... Babanızın mı, dedenizin mi kulağı yoktu?

KULAKSIZOĞLU - Dedemin yokmuş, ne olacak?

DöRTPARMAK- Beyler, sakin olun. Trafik kazalarını tartışırken, elinizden bir kaza çıkmasın... Ona bakarsanız, hepimizin soyadları cins... Yok Dörtparmak, yok Yanıkyüz, yok Sarıkaş...

YANIKYÜZ - LAubalilik istemem! Dedem bu soyadını nerden almış biliyor musunuz?..

SARIKAŞ - Biliyorum, nüfus memurluğundan...

YANIKYÜZ - Rahmetli çok yiğitmiş! Kavgadan hiç çekinmezmiş. Kalleşlik İştef Uyurken arkadaşı yüzüne kızgın demir basmış. Adı yanık yüze çıkmış... Tabii o arkadaşının suyunu ısıtmış rahmetli!..

SARIKAŞ - Hamamcı mıymış dedeniz?

YANIKYÜZ - Laubalilik istemem! Yeilovv kaş.

SARIKAŞ - Ne demek istedi şimdi bu?

SUNUCU - ingilizce yeilovv sarı demek, sayın Sarıkaş.

SARIKAŞ - İngilizce yüz ne demek?

SUNUCU - Bilmiyorum, daha oraya gelmedik.

DöRTPARMAK - Sayın Sunucu, siz bu tartışmayı yönetmekle görevlisiniz. Niye gereksiz tartışmaları önlemiyorsunuz?

SUNUCU - Sayın Dörtparmak, siz hiç zorunlu olarak şerit değiştirdiniz mi? Ben de zorunlu olarak girdim bu tartışmaya.

YANIKYÜZ - Sayın Dörtparmak şerit değiştiremez, basarım cezayı! Daktilo şeridi mi değiştiriyor öyle?

DöRTPARMAK - Biz sürücüleri siz sinir yapıyorsunuz. Biz sinir olunca da kaza oluyor.

YANIKYÜZ - Sinirli insanlar sürücü olmamalı!

SUNUCU - Nihayet tartışma başladı...

YANIKYÜZ - Trafik kazalarının çoğu sürücü hatasından kaynaklanıyor.

KULAKSIZOĞLU - Bu sözleriniz gerçeği yansıtmıyor, sayın Yanıkyüz.

YANIKYÜZ - Bana yalancı mı diyorsunuz yani?

SUNUCU - Bu kadar da kibar olmayın demedik beyler. Sayın Yanıkyüz, trafik kazalarının tek suçlusu sürücüler değil.

SARIKAŞ - Yüzde doksan onlar suçludur!

DöRTPARMAK - Sizin matematiğiniz de zayıf, sayın yellovv, pardon Sarıkaş.

SARIKAŞ - Ben yüzde hesaplarını yüzde yüz bilirim!

KULAKSIZOĞLU - Kazaların asıl nedeni siz yayalarsınız. Sayın Sunucu, sayın Sarıkaş yolcular adına da tartışacak mı?

SUNUCU - Evet. Tüm yayalar, tüm yolcular, yani sürücü ve trafik görevlilerinin dışında kalan tüm İnsanlar adına tartışacak. Yani... Bu kadar.

SARIKAŞ - Balıkçı kayıklarını... Ben ne diyecektim? Neyse ben kazazedelerin adına da tartışacağım.

DöRTPARMAK - Benim için fark etmez, ister kazazedeler adına, isterse ilçezedeler adına tartışın.

SARIKAŞ - Sayın Sunucu, müdahale etmeyecek misiniz? Bakın alaylı konuşuyor!

SUNUCU - Becerebiliyorsanız siz de konuşun. Gerçekleri su yüzüne çıkarın da, nasıl çıkarırsanız çıkarın.

SARIKAŞ - Gerçek, zeytinyağı gibi suyun üstünde... Trafik kazalarının nedeni sürücülerdir. Her minibüse

binişimde, her önüme minibüs çıkışında yüreğim ağzıma geliyor...

DöRTPARMAK - Madem öyle, çiğneyin yüreğinizi tekrar yutun. Biz Azrail mi olduk ki, o kadar korkuyorsunuz?

YANIKYÜZ - Siz sürücüler Azrail'in mesai arkadaşısınız.

SUNUCU - Sayın tartışmacılar, birbirinizi kuru kuruya suçlamayın. Suçlamalarınıza kanıtlar gösterin, Sayın Yanıkyüz, neye dayanarak sürücüleri Azrail'e benzetiyorsunuz?

YANIKYÜZ - Neye olacak, can almalarına dayanarak söylüyorum.

DöRTPARMAK - Biz can almıyoruz, can kurtarıyoruz. Cankurtaran sürücüleri her gün can kurtarıyorlar; İşte haber?

SARIKAŞ - Ne yani sürücülerin hiç mi hatası yoktur?

DöRTPARMAK - (Makamla) "Hatasız kul olmaz, hatamla sev beni." Asıl suçlu siz yayalarsınız. Daha yürümesini bilmiyorsunuz. Caddede LeylA gibi yürüyorsunuz.

YANIKYÜZ - Tabii sizler de Mecnun gibi sürüyorsunuz arabayı LeylA'nın üstüne...

DöRTPARMAK - övünmek gibi olmasın, bizler Mecnun gibi de severiz.

SARIKAŞ-Sevsinler! :

YANIKYÜZ - Siz sürücüler içmeyi de seversiniz. Alkol sizi çarpar, siz de arabayı...

KULAKSIZOĞLU - Çarpıtıyorsunuz sayın Yanıkyüz. Bazı arkadaşlarımız bazen İki tek atıyor diye, hepimizi alkolik sayamazsınız. Yayalar ve siz içmiyor musunuz sanki? Yayalar içiyor, zilzurna olup, lodosa yakalanmış sandal gibi ışık, levha dinlemeden (bilgi yelpazesi.net) caddede sallanıyorlar. Trafik de altüst oluyor. Hem kendi canlarını, hem de sürücülerin başlarını yakıyorlar. Sayın Yanıkyüz, yayalara neden alkol muayenesi yapmıyorsunuz?

YANIKYÜZ - Hangi birine yapalım? Hem yayaların alkol almaları, trafik açısından o kadar tehlike arz etmiyor.

DöRTPARMAK - Şarz mı ediyor yani?

SUNUCU - Sayın sürücüler, ama sizler can taşıyorsunuz...

DöRTPARMAK - Patlıcan taşıyan kamyon sürücüsü arkadaşlarımız da var...

SUNUCU - Yok mu dedik yani?

DöRTPARMAK - Bir damla neye yarar? Basın sayın ağzı pardon Dişiaçık, biz sürücüler de alkol alıyoruz, ama ne zaman? Akşam evde, düğünlerde, eğlencelerde...

YANIKYÜZ - Siz onu benim külahıma anlatın.

DöRTPARMAK - Hani külahınız yanınızda yok?..

YANIKYÜZ - Şimdi sizinle külahları değişeceğiz. Sizi nazik olmaya davet ediyorum.

DöRTPARMAK - Düğüne davet edecek değilsiniz ya! '134'

YANIKYÜZ - Siz sürücülerin bir hatanız da böyle çok, dik ve argo konuşmalarınızdır.

DöRTPARMAK - Kargo kullanan bir arkadaş var, o çok argo konuşur. Bu işin raconu bu.

SARIKAŞ - Sizin minibüsleriniz de meyhane gibi... Teybi sonuna kadar açıyorsunuz. Kendinizi müziğe kaptırınca da kuralları çiğniyorsunuz.

DöRTPARMAK - Biz kural değil, sakız çiğneriz... Ne yani siz müzik dinlemiyor musunuz?

SARIKAŞ - Ben müzik dinlerim. öyle arabesk dinlemem.

DöRTPARMAK- Kenarbesk mi dinlersiniz?

KULAKSIZOĞLU - Bizler yolcuları mutlu edebilmek için müzik çalıyoruz. Ayrıca müzik sürücüyü rahatlatır. Müzik kazalara yol açmaz, kazalara yol kapatır.

YANIKYÜZ - Siz otobüs sürücüleri, müziği kendi ruhunuz İçin değil, bayan yolcuların ruhlarını etkilemek için çalıyorsunuz. Şarkıcı "yallah şoför" dedikçe, siz de aynadan bayanları dikizliyorsunuz. Oysa gözlerinizin önünüzde oln^şı, gerekiyor. Havanız o biçim! Apoletli gömlek, Mercedes markalı kravat, düşük kemer pantolon, ikide bir yağlanıp taranan saçlar, gözlük, ağızda Marlboro sigarası... Habire hava basıyorsunuz.

KULAKSIZOĞLU - Hava basmazsak araba arıza yapar... Bayanlar konusunda da günahımızı alıyorsunuz. Onlar bizim kardeşlerimizdir. Biz onlara yan gözle bakmayız.

YANIKYÜZ - Bu sözlere benim karnım tok...

KULAKSIZOĞLU - Buraya gelmeden önce bu sözleri mi yediniz?

YANIKYÜZ - LAubalilik istemem!

SARIKAŞ - Niye kabul etmiyorsunuz, trafik anarşisini yaratan siz sürücülersiniz.

DöRTPARMAK - Siz neden trafik canavarının pençeleri olduğunu kabul etmiyorsunuz? Hiçbir trafik kuralını bilmiyorsunuz. Ansızın önümüze çıkıyorsunuz. Bizleri yanıltan hep sizlersiniz. Aslında sizlere de yaya ehliyeti vermeleri gerekir. Yürümesini bilmeyene ehliyet verilmemeli.

YANIKYÜZ - Ne yazık ki, bu konuda size hak vermek zorundayım sayın Dörtparmak. Maalesef yayalar da çok ihlAl ediyorlar trafik kurallarını. Ehliyeti olmayan yaya trafiğe çıkmamalı.

SARIKAŞ - Ehliyeti olmayan işe gidemeyecek mi yani?

YANIKYÜZ - İşine gelirse!.. Ne kırmızı, ne cadde, ne yaya geçidi, ne levha, ne polis, ne korna, ne durak dinliyorsunuz! Dağda yürür gibi şehir içinde yürüyorsunuz.

DöRTPARMAK- (Alkışlar.) Yaşşa, bravo, sayın Yanıkyüz!

YANIKYÜZ - Gösteri istemez!.. Nedir siz yayalardan çektiğimiz? Yaya geçidi varken, akrobat olup demir parmaklıklardan atlıyorsunuz! Maradona topa nasıl çalım yapıyorsa, siz de arabalara öyle çalım yapıyorsunuz!

KULAKSIZOĞLU - Ağzınıza sağlık, sayın Yanıkyüz!

YANIKYÜZ-Yağ istemez!..

SARIKAŞ - Ya siz, ya siz!.. Ağzınızda düdük, belinizde tabanca... Kendinizi kovboy sanıyorsunuz. Biniyorsunuz bedava arabaya, bol bol geziyorsunuz... Çıkıyorsunuz sürücü avına. Zevk İçin durduruyorsunuz arabaları, basıyorsunuz cezayı!..

DöRTPARMAK - (Alkışlar.) Yaşşa, bravo, sayın Sarıkaş!

SARIKAŞ - Eğer siz trafik görevlileri görevinizi iyi yapsanız kazalar bu kadar çok olmaz!

YANIKYÜZ - Size kırmızı ışık yakıyorum, durun!

SARIKAŞ - Sizler de sürücülerin yarısı kadar suçlusunuz!

DöRTPARMAK- Hayır, siz yayaların yarısı kadar...

SARIKAŞ - Bu trafik canavarının başı siz sürücülersiniz,

YANIKYÜZ - Çok doğru. Ayaklan da siz yayalarsınız.

SARIKAŞ - Gövdesi de siz görevlilersiniz.

SUNUCU - Evet, tartışma bir sonuca ulaştı demektir. Ortada bir canavar var. Bu canavarı sürücüler, yayalar ve görevliler oluşturuyor.

KULAKSIZOĞLU -Ya hava koşulları, ya hayvanlar, ya yolların durumu, ya araçlar, ya elde olmayan nedenler?

SUNUCU - Onlar da canavarın kuyruğu, boynu, midesi falan oluyor.

YANIKYÜZ - Bizler bu canavarın (bilgi yelpazesi.net) bir parçası değil, düşmanıyız!

KULAKSIZOĞLU - Suçlu siz trafik görevlileri ve yayalardır!

SARIKAŞ - Suçlu siz sürücüler ve görevlilerdir! YANIKYÜZ - Suçlu sürücüler ve yayalardır! DöRTPARMAK - Suçlu sizlersiniz! (Yanıkyüz'ün yakasından tutar.)

SARfKAŞ - Suçlu sizlersiniz! (Kulaksızoğlu'nun yakasına yapışır.)

YANIKYÜZ - Suçlu sizlersiniz! (Dörtparmak'ın yakasına yapışır.)

KULAKSIZOĞLU - Suçlu sizlersiniz! (Sankaş'ın yakasına yapışır.)

SUNUCU - (Düdük çalar.) Durun beyler, durun!.. Bu canavar neyle besleniyor, onu hiç düşündünüz mü? Bu canavar eğitimsizlikle besleniyor. El ele verip eğitimsizliği ortadan kaldırırsak, bu canavar da acından ölür!.. Sayın seyirciler, sizleri de bu canavarı öldürmeye çağırıyorum. Bizlere katlandığınız için teşekkürler. Kazasız belAsız günler, hoşça kalın.

İletişim araçları