KÖŞE YAZILARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KÖŞE YAZILARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Cenab-ı Hak, Recep ayında oruç tutan kullarına hangi mükâfatları vaat etmiştir?

Cevap:

“Recep’in ilk günü oruç tutan kimseden günahları –bir rivayette cehennem- yerle gök yer arası kadar uzaklaşır.” (Gunyetü’t Talibin, Nüzhetül-Mecâlis)
“Bir kimse Recep’in ilk günü oruç tutsa, Allahü Teâlâ, onun iki yıllık günahlarına kefaret olur.” (Gunyetü’t Talibin)
Recep’in ilk günü oruç tutan kişiye, bir aylık oruç sevabı yazılır
Resulullah (asm) buyurdu ki:
“Bir kimse Recep’in birinci gününü oruçlu geçirirse, bir aylık oruç tutmuş gibi sevap verilir.” (Gunyetü’t Talibin, Kenzül-Ummal)
Recep’in başında, ortasında ve sonunda oruç tutan, tamamını oruçla geçirmiş gibidir
Resulullah’ın (asm) Recep’in faziletine dair teşviklerini duyan yaşlı bir zatın:
“Ey Allah’ın Resulü! Ben onun tamamını tutmaktan acizim.” şeklinde beyanına karşılık, Resulullah (asm) şöyle buyurmuştur:
“Recep’in ilk günü, ortasındaki günü ve son günü tut ki, o zaman muhakkak sana tamamını tutanın sevabı verilecektir.” (Gunyetü’t Talibin, Nüzhetül-Mecâlis)
Recep ayında bir gün oruç tutan, kıyamet günü azaptan emin olur, sıratı tevhid ile geçer
“Her kim Recep’ten bir gün oruç tutar ve gecelerinden bir geceyi ibadetle geçirirse, Allah-ü Teâlâ onu kıyamet günü azaptan emin olarak diriltir ve sırat köprüsünü Kelime-i Tevhid ve tekbirlerle geçer.” (Deylemi)

Recep ayından bir gün oruç, 40 senelik oruca bedeldir

“Recep’ten bir gün oruç tutan kimse, 40 sene oruç tutmuş gibi sevaba ulaşır.” (Nüzhetül-Mecâlis)

Recep ayında bir gün oruç tutan kişi için, gök kapıları istiğfar eder

“Recep, haram aylardandır. Onun günleri, altıncı kat semanın kapıları üzerinde yazılıdır. Bir kişi ondan bir gün oruç tutsa ve orucunu, Allah-ü Teâlâ’nın takvasına tamamen ayır(arak günahsız tamamla)sa, (gökte bulunan) o kapı ve o gün dile gelerek:
·         Ya Rabbi! Onu bağışla.
Eğer orucunu Allah-ü Teâlâ’nın takvasıyla tamamlamazsa, onun için istiğfarda bulunmazlar ve o kişiye:
·         Nefsin seni aldatmış, denilir.” (Nüzhetül Mecâlis, Gunyetü’t Talibin)
Recep ayında bir gün oruç tutan, Allah’ın (cc) en büyük hoşnutluğuna erişir
“İnanarak ve sevabını Allah-ü Teâlâ’dan bekleyerek, Recep’ten bir gün oruç tutan, Allah-ü Teâlâ’nın en büyük rızasını kazanır ve Firdevs-i A’la cennetine yerleşir.” (Nüzhetül-Mecâlis)
“Beni iyi dinleyin; Recep ayı, savaş hislerinin duyulmadığı Allah’ın (cc) (haram) ayıdır. Kim inanarak ve sevabını sadece Allah’tan (cc) bekleyerek Recep ayında bir gün oruç tutarsa, Allahü Teâlâ’nın en büyük hoşnutluğunu kazanmış olur.” (El-Fetteni, Et-Tezkire)
Recep ayından bir gün oruç tutup bir gecesini ihya eden, tüm seneyi ihya etmiş gibidir
Sevban’dan (ra) rivayet edildiğine göre; bir kere Resulullah (asm) bir takım kabirlerin yanından geçerken ağlamağa başlayıp:
·         “Ey Sevban! Bu kabirlerde yatanlar! Şüphesiz azap çekiyorlar. Onlardan azabı dindirmesi için Allah-ü Teâlâ’ya yalvardım. Ey Sevban! Eğer bu kişiler, Recep ayından bir gün oruç tutsaydılar ve bir gece olsun ibadette bulunsaydılar, bu azaba düşmezlerdi” buyurunca, ben:
“Ey Allah’ın Resulü! Bir günün orucu ve gecenin ibadeti bile kabir azabını engeller mi?” diye sordum. Bunun üzerine buyurdular ki (asm):
“Evet! Canım kudret elinde olan Zat’a yemin ederim ki, Recep’ten bir gün oruç tutup bir gece dahi ibadette bulunan herhangi bir Müslüman kadın ve erkeğe mutlaka Allahü Teâlâ, bir senenin tüm günlerini oruç, tüm gecelerini ihya sevabı yazar.” (Nüzhetül Mecâlis)
Recep ayından bir geceyi ihya edip, gününü de oruçla geçiren, cennet nimetlerine nail olur
“Her kim, Recep’ten bir geceyi ihya eder, gününü de oruçlu geçirirse, Allah-ü Teala ona cennet meyvelerinden yedirir, cennetin yeşil ipeklerinden giydirir ve cennetin halis olan içeceğinden içirir. Ancak üç şey yapan müstesna:
Bir şahıs öldüren, “Allah aşkına yardım edin” diye gece veya gündüzleyin Allah-ü Teala adıyla yardım isteyeni işitip de ona yardım etmeyen, (Müslüman) kardeşi kendisine bir sıkıntısını şikayet ettiği halde (maddi gücü varken) ondan (sıkıntıyı) gidermeyen.” (Deylemi)
Recep ayından Perşembe, Cuma, Cumartesi üç gün oruç tutan kişi, 900 yıllık ibadet sevabına nail olur
Enes’ten (ra) rivayet edildiğine göre Resulullah (asm) buyurdu ki:
“Kim haram aylarda(n olan Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep de) üç gün oruç tutarsa, o kişi için 900 yıllık ibadet sevabı verilir.”
Bu hadis-i şerifi rivayet ettikten sonra Hz. Enes (ra) şöyle der:
“Bu hadis-i şerifi Resulullah’tan (asm) işitmediysem şu iki kulağım sağır olsun.”
Resulullah (asm) buyurdu ki:
“Her kim, herhangi bir haram aydan Perşembe, Cuma ve Cumartesi olmak üzere, üç günü oruçlu geçirirse, kendisine (her güne karşılık) 900 sene ibadet (sevabı) yazılır.” (Taberani, Kenzü’l-Ummal)
Recep ayının 13, 14 ve 15. gününü oruçla geçiren kişi, büyük faziletlere erişir
“Recepin 13. günün orucu 3.000 sene oruç gibidir.
Recepin 14. günün orucu 10.000 sene oruç gibidir.
Recepin 15. günün orucu 13.000 sene oruç gibidir.” (Suyuti, El-Le’ali)

Recep ayının yarısının orucu, 30 senelik oruca denktir

“Recep’in yarısının orucu, 30 senelik oruca denktir.”(Nüzhetül-Mecâlis)

Recep ayının tamamını oruçla geçiren kişinin hesabı suhuletli olur

“ Recep’in tamamını tutanı Allah (cc) çok kolay bir hesap ile muhasebe eder.” (Suyuti, El-Le’ali)
Recep ayının tamamını oruçla geçiren kişiye Cenab-ı Hak nida eder: Ey kulum! Dile benden ne dilersen…
“ Recep ayının tamamını tutana, Allah (cc) :
·         Ey kulum! Senin hakkın benim üzerime vacip oldu, dile benden ne dilersen. İzzetim ve Celalim hakkı için senin hiçbir duanıred etmeyeceğim. Sen Arş’ımın altında benim manevi civarımda komşumsun. Sen mahlûkatım içinde benim dostumsun. Sen İlahi katımda değerlisin. Artık sevinebilirsin. Benimle senin aranda hiçbir perde kalmamıştır, diye nida edecektir.” (Nüzhetül-Mecalis)

Recep ayını oruçlu geçirenlerin mükâfatı pek yücedir

“ Şüphesiz Allah’ın (cc) (cennette öyle) şehirleri vardır ki, onlara ancak Receb’i oruçlu geçirenler girebilir.” (Nüzhetül-Mecalis)
“ Recep’ten 30 gün tutana, Allah (cc) rızasını yazar ve ona azap etmez.” (Gunyet’üt Talibin)
·         “Ey Allah’ın (cc) dostu! Gündüzünü, kendisi için susuz geçirdiğin ve rızası uğrunda cismini erittiğin o Aziz ve Celil olan Rabb’ine koşup kurtul” derler.
İşte bu kişi kıyamet günü kurtulanlarla birlikte Adn cennetine ilk girenlerden olacaktır ki onlar ve kendisi, Allah’dan (cc) razı olan kimselerdir.
İşte sana! En büyük kurtuluş bundan ibarettir.” (Gunyet’üt Talibin, Nüzhetül-Mecalis)

Çevre kirliliğinin nedenleri

Çevre kirliliğinin nedenleri

Çeşitli kaynaklardan çıkan katı, sıvı ve gaz halindeki kirletici maddelerin hava, su ve toprakta yüksek oranda birikmesi çevre kirliliğinin oluşmasına neden olmaktadır. Hızla artan dünya nüfusunun ihtiyaçlarının karşılanması için teknolojinin gelişmesine bağlı olarak endüstrileşmenin de artması gerekmektedir. Sanayideki bu artış beraberinde var olan doğal kaynakların hızla tükenmesine neden olmaktadır. Doğal kaynaklar hızla tükenirken, üretim ve tüketimden kaynaklı atıkların önlemler alınmadan doğaya atılması çevre kirliliğinin oluşmasına ortam sağlamaktadır. Çevre kirliliğinin en önemli nedenleri aşağıda kısaca sıralanmıştır.

    Hızlı nüfus artışı,

    Plansız kentleşme,

    Plansız endüstrileşme

    Doğal kaynakların ölçüsüz kullanılması.

Kuşkusuz çağımız, dünya tarihinde en fazla gelişme ve ilerlemelere sahne olmaktadır. Beşeriyetin sanayileşme ve tekniğin her alandan gelişmenin azami noktası yaşamakta olduğumuz zaman dilimi içindedir. Bu hızlı gelişme her geçen gün daha da hızla artmaktadır. Bu arada, insanlar da doğal zenginlik kaynaklarını hızla tüketmektedirler.
           
Bu durumda çevrenin pek çok yer ve şekilde hızla kirlenmesine neden olmaktadır. Etkili ve geniş kapsamlı önlemler alınmaz ise dünyamızdaki tüm canlı varlıklar için yaşama şartları durmadan bozulmaya devam etmektedir. Hızlı sanayileşme ile beraber çevrenin hızla kirlenmesi ve bu durumun doğurabileceği sınırsız tehlike, ancak son çeyrek yüzyılda yeterince anlaşılabilmiştir.

Son yıllarda teknoloji ve sanayinin hızla gelişmesi, çevre sorunlarının da artmasına sebep olmuştur. Artan nüfusla birlikte devreye giren altyapılar, faaliyete geçtikleri günde bile yetersiz kalmaktadır. Bu plansız endüstrileşme ve sağlıksız kentleşme, nükleer denemeler, bölgesel savaşlar, verimi artırmak amacıyla tarımda kimyasal maddelerin bilinçsizce kullanılmasıyla birlikte, gerekli çevresel önlemler alınmadan ve arıtma tesisleri kurulmadan, geri dönüşüm alanları hazırlanmadan yoğun üretime geçen sanayi tesisleri veya sanayi bölgeleri çevre kirliliğini tehlikeli boyutlara çıkarmıştır. Yapılan araştırmalar dünyadaki mevcut çevre kirliliğinin % 50 'sinin, son 35 yılda meydana geldiğini ortaya koymaktadır. Hızlı nüfus artışı, çevre sorunlarının artmasında önemli bir etken olarak görülmektedir. Türkiye, OECD ülkeleri arasında en yüksek nüfus artış oranına sahiptir. Artan nüfus karşısında düzenlemelerin ve planlamaların erken hayata geçirilerek çevre kirliliğinin en aza indirilmesi amaçlanmalıdır.

Dünya nüfusunun hızla artması beraberinde sanayin ve kentleşmenin artmasına neden olmaktadır. İnsanların, sanayinin ve kentlerin ihtiyacı olan ham madde doğadan karşılanmaktadır. Bu ham madde ihtiyacının giderilmesi aşamasında doğa hızla tahrip edilerek çevreye zarar verilmektedir. Bu aşamada doğal kaynaklar plansız ve yanlış bir şekilde tüketilmektedir.

Özellikle enerji alanında ihtiyacı karşılamak için yapılan çalışmalara bağlı olarak sayıları artan nükleer enerji santralleri, nükleer silah üreten fabrikalar, radyoaktif madde artıkları kirlenme yaratan başlıca kaynaklar durumundadır. Radyoaktif atıklar, yaymış oldukları elektronla hava, su, toprak ve bitkilere zarar verir. Radyoaktif maddeye sahip (radyasyonlu) hayvansal ürünler (et, balık, süt, vb.) Ve bitkiler, bu zararlı maddeyi besin zinciri ile insanlara ve diğer canlılara taşır. Bunun sonucunda bağışıklık mekanizması zayıflayarak hastalıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

İletişim alanında yaşanan gelişmeler elektromanyetik kirliliğin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu alanda gelişen yeni teknolojinin takip edilmesi ile büyük miktarlarda cep telefonu atıkları oluşmaktadır.

Atıkların geri dönüşüm amacıyla uygun toplanmaması çok büyük kirliliklere ve radyoaktiviteye neden olmaktadır. Hızlı nüfus artışı ile beraber her alanda tüketim artarak, artan tüketim beraberinde kirlenmeye neden olmaktadır. Çevre kirliliğinin önlenmesi için geri dönüşüme önem verilmelidir. Birçok alandan çok çeşitli atıklar ortaya çıkmaktadır.

Son yıllarda elektrik ve elektronik endüstrisi dünyanın en büyük ve hızla büyüyen üretim sanayisi olup ve bu büyümenin sonucu olarak ve hızla eskime/demode olma nedeniyle eski/hurda elektronik cihazlar (elektronik atıklar) dünyada en ciddi katı artık problemini oluşturmaktadır. Bu atıklar büyük ev aletleri, (fırın, soğutucu, kurutucu ve klimalar) küçük ev aletleri (tost makinesi, elektrik süpürgeler, çırpıcı, doğrayıcı) bilgi ve iletişim teknolojisi (bilgisayarlar, yazıcılar, cdler, telefonlar, dvdler) elektrikli ve elektronik el aletleri ve tıbbi cihazlardan oluşmaktadır. Bu atıklar büyük yer kaplamalarının yanında yaydıkları pb, be, hg, cd, cr+6 ve bromlu alev geciktiriciler ile çevre güvenliğini ve çevre sağlığını tehdit etmektedir.

Bunlarla birlikte çevre sorunlarının diğer kaynakları şunlardır:
Bu alanda sıralmış olan maddelerin daha artırılması mümkündür. Genel olarak ele alınması gerekli olan maddeler aşağıda sıralanmıştır.

    1-  göçler ve düzensiz şehirleşme,
    2-  kişi başına kullanılan enerji, su, kâğıt, kömür vb. Artışı,
    3-  ormanların tahribi, yangınlar ve erozyon,
    4-  aşırı otlatma ve doğal bitki örtüsünün tahribi,
    5-  konutlardaki ve işyerlerindeki ısınmadan kaynaklanan (özellikle kalitesiz kömür kullanımı) hava kirliliği,
    6-  motorlu araçlar ve deniz araçları,
    7-  maden, kireç, taş ve kum ocakları,
    8-  gübre ve zirai mücadele ilaçları,
    9-  atmosferik olaylar ve doğal afetler,
    10-kanalizasyon sularının arıtılmaksızın alıcı ortamlara verilmesi ve sulamada kullanılması,
    11-katı atıklar ve çöp,
    12-sulak alanların ve göllerin kurutulması,
    13-arazilerin yanlış kullanımı,
    14-kaçak avlanma,
    15-televizyon, bilgisayar ve röntgen; tomografi vb; tıbbi cihazların yaygınlaşması ile meydana gelen radyasyon,
    16-endüstriyel ve kentsel kaynaklı gürültü.

14 Mayıs 2013 Salı

OGS-KGS-HGS İHLAL VE CEZALARINDA YAPMANIZ GE REKENLERİ ANLATIYORUM



Paralı otoyolları ve köprü geçişlerini kullananların dikkatine :
Gerek OGS-KGS , gerekse HGS geçişlerinizde turnikelerde sık sık meydana gelen arızalar nedeniyle giriş ve çıkışlar sağlıklı okunamadığından, sizin haberiniz dahi olmadan,  “kaçak geçiş” yaptığınız kabul edilmekte ve en uzun mesafe ücreti üzerinden ( + 10 katı cezasıyla birlikte) yüklü bir ceza tahakkuk edilmekte, bu cezalar yoğunluk nedeniyle de 8-10 ay sonra sizlere tebliğ edilmektedir.
Bu nedenle, her ne kadar KGS uygulaması kaldırılmış olsa da aylar öncesinden böyle bir cezayı yemiş olabilirsiniz.
  • OGS-KGS GEÇİŞ İHLALLERİNDE Yapmanız gereken işlemi anlatıyorum:
1-   Karayolları Genel Müdürlüğünün OGS-KGS geçiş ihlallarini sorgulayabildiğiniz linki tıklayınız. (http://uygulama.kgm.gov.tr/ihlal/Sayfalar/ihlal.aspx ) Açılacak sayfada “Araç Plaka No” girin (örnek: 34GD1953), “Sorgula” butonuna basın.
Eğer cezanız yoksa karşınıza “34GD1953 Plaka numarasına ait Geçiş İhlali Bulunmamaktadır. “ ibaresi çıkacaktır.
Cezanız varsa “ Tarih/saat, Plaka No, Bölge, istasyon adı, Normal geçiş Ücreti, Ceza Tutarı” nın yer aldığı bir tablo çıkacaktır.
 
TARİH

PLAKA NO
BÖLGE
İSTASYON
GEÇİŞ TİPİ
NORMAL GEÇİŞ ÜCRETİ
CEZA TUTARI
İNDİRİMLİ CEZA TUTARI *
03/09/2012 06:18

34GD1953
İstanbul-Ankara Otoyolu
Kurtköy
KGS
 (veya OGS)
13,50
148,50
114,75





TOPLAM
13,50
148,50
114,75

     
 2- Böyle bir cezayı doğuran “kaçak geçiş” işlemini yapmadığınız ve cezayı haketmediğinizi düşünüyorsanız “ ogs@kgm.gov.tr “ adresine,plakanızı ve OGS ya da KGS kart numaranızı belirten,  konuyu anlatan, böyle bir hatalı geçiş yapmadığınızı beyan eden bir itiraz dilekçesi yazıp mail gönderin. Gerekli inceleme yapılarak çok büyük bir ihtimalle düzeltiyorlar.
 
  • HGS GEÇİŞ İHLALLERİNDE Yapmanız gereken işlemi anlatıyorum:
1-   HGS geçiş ihlalinizi sorgulamak için PTT ‘nin HG S geçiş ihlallarini sorgulayabildiğiniz linki tıklayınız. (http://hgsmusteri.ptt.gov.tr/bosCSC/violation.jsf) Açılacak sayfada “Araç Plaka No” girin (örnek: 34GD1953), sol taraftaki “harf ve rakamlardan oluşan” yazıyı yanındaki kutucuğa aynen girerek “Sorgula” butonuna basın. (Harf ve rakamlar okunmuyorsa “değiştir” butonuyla yenisini görebilirsiniz)
Eğer cezanız yoksa karşınıza “Girdiğiniz  Plaka numarasına ait Geçiş İhlal kaydı Bulunmamaktadır. “ ibaresi çıkacaktır.
Cezanız varsa önünüze cezayı gösteren  tablo çıkacaktır.
Not: Sevgili HO73 devre arkadaşlarım, Kimi zaman cezanız yok görünse de sistem HGS kartınızdan otomatik olarak “en uzak mesafe geçiş ücretini” şak diye tahsil etmiş olabiliyor. O nedenle bir kez de HGS Bakiye Sorgulaması yapmanızı öneriyorum.
Bunun için de (http://www.hgsmusteri.com/hgs-bakiye-sorgulama.html) adresine girerek HGS MÜŞTERİ HİZMETLERİ ‘ne e-posta adresinizle üye olmanız ve şifrenizi aktivasyonla onaylatmanız gerekiyor.
 Üyeliğiniz onaylanıp gerçekleştiğinde sisteme girdiğinizde önünüze bir pencere çıkacak. Bu pencerede İsminiz, TC Kimlik Numaranız, Adres Bilgileri ve Hesaplar diye bilgiler var. Ayrıca iki kutu açılacak:
Plaka ve Etiket (HGS Ürün numarası) jı bu kutucuklara girin ve “Ara” butonuna basın.
HGS deki kullanımlarınız, tarih, saat, giriş ve çıkış istasyonları, düşülen ücretleri göreceksiniz. Bu ücretlerden 13i50 veya 15.00 TL gibi uzun mesafe ücretleri düşülmüşse anlayın ki kartınız okunmamış ve en yüksek miktardan düşülmüş.
 

HGS Müşteri Hizmetleri







PTTBank
HASAN GÜRCAN DOGAN
Bireysel Müşteri
TC Kimlik numaranız
Adres Bilgileri
Hesaplar
Plaka [          ] Etiket [          ] Ara

 2- Böyle bir cezayı doğuran “kaçak geçiş” işlemini yapmadığınız ve cezayı haketmediğinizi düşünüyorsanız “ hgs@ptt.gov.tr “ adresine,plakanızı ve HGS  kart numaranızı (ürün numaranızı) belirten,  konuyu anlatan, böyle bir hatalı geçiş yapmadığınızı beyan eden bir itiraz dilekçesi yazıp mail gönderin. Gerekli inceleme yapılarak düzeltiyorlar. Düzeltiyorlar çünkü HGS kurulduğundan beri %90 sistemdeki kusurlar çözümşlenemedi ve kartlarımızı okuyamıyor.
 
Sorularınız olursa lütfen beni arayınız.
                                                                               Sevgiler..
Gürcan Doğan
0532 321 65 84

Atatürk Dönemi Dış Politika (özet)



Nüfus Mübadelesi Sorunu


*Lozan Antlaşması'ndan sonra yeni Türk Devleti'nin dış siyaseti "Yurtta Barış Cihanda Barış" temellerine oturtuldu.
*Lozan Antlaşması'nda Türkiyedeki Rumlar ile Yunanistan'daki Türklerin değiştirilmesi kararı alınmış, İstanbul'daki Rumlar ve Batı Trakyadaki Türkler bu değişimin dışında tutulmuştu.
*Yunanistan, İstanbul'da çok sayıda Rum bulundurmak amacıyla Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasından önce İstanbul'a gelen Rumların da değişim dışında tutulmasını istedi.
*Türkiye ile Yunanistan arasındaki anlaşmazlık, Uluslar Arası Adalet Divanı'na gotürüldü. Adalet Divanı, 21 Şubat 1925'te verdiği kararla sorunun çözümünde yetersiz kaldı.
*10 Haziran 1930'da Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan antlaşma ile sorun halledildi.

Yabancı Okullar Sorunu


*Lozan Antlaşması'nda, Türkiyedeki yabancı okulların, Türk kanunlarına ve diğer okulların bağlı oldukları tüzük ve yönetmelik hükümlerine uygun bulunmalarına karar verilmişti.
*Lozan Antlaşması'ndan sonra Türk Hükümeti, bu okullarda Türk dili, tarih ve coğrafya derslerinin Türk öğretmenler tarafından denetlenmesi esasını getirdi.
*Ayrıca bu yabancı okulların Türk müfettişleri tarafından denetlenmesi konusunda bir yönetmelik belirlendi.
*Yabancı okulların bu kurallara uymak istememesi üzerine, bu okullar ilgili devletlerin Türkiye'deki elçilikleriyle temasa geçti.
*Türkiye'nin aldığı kararları kabul etmeyen bazı okullar kapatıldı.

Irak Sınırı ve Musul Sorunu


*İngilizler, Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 7. maddesi uyarınca Musul'u işgal etmişti.
*1924'te Türkiye ile İngiltere Musul sorununa çözüm bulmak amacıyla İstanbul'da bir araya geldi.
*Ancak antlaşma sağlanamadı.
*Taraflar, 20 Eylül 1924'te Milletler Cemiyeti'ne başvurdu.
*Milletler Cemiyeti Musul'un Irak'a ait olduğu bildirdi. Türkiye bu karara karşı çıktı.
*Türkiye Uluslar Arası Adalet Divanı'na başvurdu.
*Konu burada da çözümlenemedi.
*1925 yılında çıkan Şeyh Sait İsyanı, Musul sorununu aleyhimize sonuçlandırdı.
*5 Haziran 1926'da Türkiye ile İngiltere arasında Ankara Antlaşması imzalanarak Türk - Irak sınırı bugünkü şeklini aldı ve Musul Irak'a bırakıldı.

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine Girişi


*Milletler Cemiyeti, 1919'da imzalanan Versailles Antlaşması sonunda kuruldu.
*1947 yılında görevini Birleşmiş Milletler Cemiyeti'ne devretti.
*Türkiye Milletler Cemiyeti'ne 1932'de girdi.
*Türkiye'nin Cemiyet'e geç girmesinin nedeni, Cemiyet'in o yıllarda başta İngiltere olmak üzere büyük devletlerin çıkarlarını koruyan bir organ durumunda olmasıydı.
*Büyük devletler, o yıllarda başta savaş tazminatı alınmaması ilkesi olmak üzere Milletler Cemiyeti'nin hiçbir ilkesine uymuyordu.
*Milletler Cemiyeti, Musul sorununda İngilizlerin etkisinde kalıp yanlı bir tutum sergilemişti.
*Türkiye, önceleri Milletler Cemiyeti'ne girmeyi bağımsızlık ilkesine ters gördü.
*İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteği ile Türkiye 18 Temmuz 1932'de Milletler Cemiyeti'ne üye oldu.

Balkan Antantı (Paktı - 9 Şubat 1934)

*Balkan Antantı, 1930'lu yıllarda artan İtalyan faşizmi ve Alman nazizminin Balkanları tehdit etmesi üzerine kuruldu.
*Antant'a katılan devletler : Türkiye, Romanya, Yugoslavya ve Yunanistan'dı.(şifre : TAYYAR - a HARFLERİ JOKER)
*Bulgaristan ve Arnavutluk, Balkan Antantı'na katılmayan Balkan Devletleri'n dendi.
*Antant ile, dünya barışını koruyamayan Milletler Cemiyeti'ne karşı, Balkan devletleri kendi topraklarını korumayı amaçlamıştı.
*9 Şubat 1934'te imzalanan Atina Antlaşması sonunda, Türkiye, Romanya, Yunanistan ve Yugoslavya'nın katılımı ile Balkan Antantı oluşturuldu.
*Bu Antant çeşitli nedenlerden dolayı başarılı olamadı.

Montrö (Montreux) Boğazlar Sözleşmesi (20 Temmuz 1936)
*Lozan Antlaşması ile Türkiye'nin Boğazlar'da silah bulundurması ve Boğazlar'a geçişi düzenlemesi engellenmişti.
*Bu durum, Almanya ve İtalya'nın hızla silahlanması ile Türkiye'yi tehdit edici boyutlara ulaşmıştı.
*Milletler Cemiyeti'nin, Boğazlar üzerindeki güvencesi Almanya ve İtalya karşısında yetersiz duruma düşmüş, Boğazlara muhtemel bir saldırı şüphesi artmıştı.
*20 Temmuz 1936'da yapılan Boğazlar Konferansı'nda, Boğazlar üzerindeki Türk egemenliği kayıtsız şartsız kabul edilerek, Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı.

Sadabat Paktı ( 8 Temmuz 1937)


*1930'lu yıllarda İtalyan faşizmi bütün dünyayı tehdit etmekteydi.
*İtalya'nın 1934 yılında Hebeşistan'ı işgal etmesi ve Doğu Akdeniz üzerindeki emellerini açıkça belirtmesi üzerine, Türkiye Orta Doğu'da bulunan devletler ile bir ittifak kurma konusunda harekete geçti.
*8 Temmuz 1937'de Türkiye, İran, Irak ve Afganistan'ın katılımıyla Sadabat Paktı kuruldu.

Hatay Sorunu


*Hatay, Misak-ı Milli sınırlarımız içinde bulunmasına rağmen, Ankara Antlaşması ile, bölgedeki Türk kültürünün korunması şartıyla, Fransız egemenliği altında özel bir yönetime devredildi.
*1936 yılında Fransa'nın Suriye ve Lübnan üzerindeki mandasını kaldırması üzerine, İskenderun ve Hatay Suriye mandasına girdi.
*Türkiye derhal sorunu Milletler Cemiyeti'ne gotürdü.
*Milletler Cemiyeti, Hatay için ayrı anayasa ve statü öngördü.
*Hatay, meclisinin aldığı karar ve yapılan halk oylaması ile, Hatay 2 Eylül 1938'de bağımsız devlet haline geldi.
*Hatay, 29 Haziran 1939 tarihinde kendi meclisinin verdiği karar gereği oy birliği ile Türkiye'ye katılmayı kabul etti.

4 Mayıs 2013 Cumartesi

KAÇ ÇEŞİT AYRAN VAR

Şimdiki çarşı yoğurtları halkımızın bildiği eski yoğurtlardan değil. Şimdilerde çarşıda satılan ayranlar halkımızın bildiği eski ayranlar değil.

Nasıl ki “Delikli tüfek çıktı, mertlik bozuldu” ise, “Sanayi tipi yoğurt ve sanayi tipi ayran” çıkalı “yoğurt da bozuldu, ayran da bozuldu”.

Önce yoğurt nasıl bozuldu onu anlatayım.

Geleneksel yoğurt yapılırken süt bir tencerede kaynatılır. İçine bir-iki kaşık tatlı ayran ya da yoğurt katılarak mayalanır. Tencerenin ağzı örtülür ve üzeri bezlerle sıkıca kapatılır. Birkaç saat sonra süt yoğurt haline gelir.

Günümüzde sanayi yoğurdu, süt işleme tesislerinde süt pastörize edildikten sonra 40 derece ısıya ulaştırılarak ve bundan sonra ithal maya ile mayalanarak yapılıyor. Her üretici firma yoğurdu tatlandırmak, yoğurda çeşni vermek için değişik katkı maddeleri ekliyor. Sanayi yoğurdunda bakterilerin yaşamı dondurulduğundan, ekşimiyor...
Sanayi yoğurdu (çarşı yoğurdu) ile mayalanan sütlerle geleneksel yoğurdu üretmek, aynı tadı elde etmek mümkün olamıyor.

Yoğurtlar “sanayi” yoğurdu 
Gelelim ayrana. Halkımızın eski ağız tadına uygun ayran, geleneksel usul ile elde edilen yoğurdun sulandırılmasıyla yapılır. Yoğurt sanayi yoğurdu ise, sanayi yoğurdunun sulandırılması ile elde edilen ayranın tadı farklı olur. Bu ayran ekşimez.
Başa dönelim, geleneksel ayrandan söz edelim. Geleneksel ayran, geleneksel usul ile üretilen yoğurttan elde edilir. Geleneksel yoğurt ile 2 tür ayran yapılır: (1) Yayık Ayranı, (2) Ev Ayranı.
Geleneksel ayran “Yağ Ayranı”dır. Buna Anadolu’da “Yayık Ayranı” da derler.
Süt önce geleneksel usul ile yoğurda dönüştürülür. Yoğurt yeterli ölçüde su ile karıştırılarak ahşap yayık içine konulur. Yayık ip ile tavana bağlanır. Köylüler yayığı bir o yana bir bu yana sallarlar. Belli süre sonra yayıktaki yoğurt ve su karışımı bez süzgeçten geçirilir. Bezin üzerinde yağ kalır. Bezden süzülen sulu yoğurt tuzlanarak içilir. İşte gerçek yayık yağı (aş yağı) ile gerçek yayık ayranı böyle elde edilir.
Şimdilerde ahşap yayıklar yerine elektrikle çalışan makineli yayıklar kullanılıyor.

Çarşıda satılan “süt ayranı”
Ev ayranı ya ev yapımı yoğurt ile veya çarşıdan alınan uzun ömürlü yoğurdun sulandırılması ile yapılır. Çarşıdan alınan sanayi yoğurdunun mayalanma ısıl işlemle durdurulduğundan ayranı tatlı olur. Ekşimez. Ev yapımı yoğurdun ayranının tadı başka olur.
Şimdilerde çarşıda, pazarda ambalajlanmış olarak satılan uzun ömürlü sanayi ayranları yoğurttan değil, doğrudan sütten yapılıyor. Bunlar yoğurt ayranı değil, süt ayranı.
Süt işleyen tesislerde pastörize süt, bir kazandan öbür kazana geçerken, süte yurtdışından ithal edilen hayvansal ve bitkisel kaynaklı veya kimyasal esaslı maddeler ekleniyor. Bu şekilde borudan geçerken sütten ayrana dönüşen, “ayran tadındaki” ürünün mayalanma işlemi (ekşime olasılığı) ısıl işlemlerle durduruluyor. Sonuç olarak uzun ömürlü sanayi ayranı elde ediliyor.

27 Nisan 2013 Cumartesi

EY MİLLET!

 
ÖZELLİKLE AKP SEÇMENLERİNİN OKUMASI ÜMİDİ İLE...
EY MİLLET! BUNDAN DAHA AÇIK TÜRK DÜŞMANLIĞI BEKLİYORSAN, UYUMAYA KABRİNDE DEVAM EDECEKSİN. Çetin Haspişiren

 

_

Bu video Adobe Flash Player'ın son sürümünü gerektirmektedir.

Adobe Flash Player'ın son sürümünü indirin.

22 Nisan 2013 Pazartesi

DİKKAT ÇOK ÖNEMLİDİR Telif Hakkı

Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Yasası'nda çok önemli değişiklikler yapmak üzere harekete geçti. Yeni taslağa göre, sosyal paylaşım siteleri ve mail gibi internetten şarkı paylaşmak yasaklanacak. Yasak kapsamına film paylaşmanın DA gireceği bildirildi.

İnternetten şarkı paylaşmak yasaklanacak ve yasağa rağmen paylaşanlar robot yazılım ile yakalanacak. "İnternetten şarkı paylaşmak yasak" kararına uymayanlara ise yasa ihlali nedeniyle 2 bin TL'ye kadar para cezası verilecek.

Hürriyet'ten alınan bilgiye göre, Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürü Abdurrahman Çelik, Telif Hakları Yasası'nda yapılacak değişiklik ile telif hakkının daha fazla garanti altına alınacağını belirtti.

Düzenlemeyle radikal kararlara imza atılacağını savunan Abdurrahman Çelik, "Yeni çalışma ile bilgisayarınızdaki filmi, müziği, kitabı, fotoğrafı paylaşırsanız suç işlemiş olacaksınız. Facebook, Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinden ya DA mailiniz üzerinden bir sanatçının şarkısını paylaşırsanız 500 TL'den 2 bin TL'ye kadar para cezası ya DA eserleri bir CD'ye kopyalayıp paylaşırsanız o zaman 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası alabilirsiniz. Ancak link paylaşırsanız bunun cezası yok. Çünkü link yasal bir yeri adres göstermektir" dedi. İnternetten şarkı paylaşmak yasaklanacak.

SERBEST PAYLAŞIM DÖNEMİ BİTİYOR

Facebook ve Twitter üzerinden her gün milyonlarca şarkı paylaşımı yapılıyor. Ancak artık İnternetten şarkı paylaşmak yasaklanacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü, yapılacak yasal düzenleme ile Türkiye'de sınırı hiç çizilmeyen bir alanın sınırlarını belirleyecek. Serbest paylaşım dönemini bitirerek, eser sahiplerinin haklarını Internet üzerinden de koruyacak. Çalışmanın bir benzeri Fransa'da bulunuyor, ancak Türkiye'de yapılan değişikliğin, kapsadığı Alan ve getirdiği yenilik ile dünyada bir ilk olma özelliği taşıyacağı bildirildi.

21 Nisan 2013 Pazar

AVUKAT VE DAVACILAR SKEÇİ



(Avukat bürosu dekoru. Kişiler: Avukat, Şinasi Bey, Eski Karısı, Yeni karısı, Şinasi’nin annesi, sekreter)
 
Avukat: Şuraları da temizle.

Sekreter: Temizledim ya!

Avukat: Olsun kızım bir daha temizle, elinde mi kalır yani!

Sekreter: Yok da buralara bal döküp yalayacaksın herhalde, bu kadar temizlettiğine göre…

Avukat: Temizle be! Allah Allah ne kadar geveze oldun sen.

Sekreter: Avukatın yanında başka ne olur zaten. Avukatın yanında sekreterlik yaparak doktor olmam her halde geveze olurum.

Avukat: (Seyircilere) Ya bir sekreteri altı aydan fazla tutmayacaksın, sürekli değiştirmek gerekir bu sekreterleri başa bela bunlar…

Sekreter: Ah bir zamanlar, yani çocukken astronot olup uzaya gitmek isterdim. Şu düştüğüm hale bakın, ola ola sekreter oldum.

Avukat: Ne olmak istiyordun?

Sekreter: Astronot olmak istiyordum. Uzaya gitmek isterdim.

Avukat: Astronot olacaktın. Ne güzel ülkemizin ilk astronotu olmak istiyordun, ama ömrün yetmeyecek herhalde.

Sekreter: Nedenmiş o?

Avukat: Yürüyerek Aya gidebilir misin?

Sekreter: Hayır.

Avukat: O zaman astronot da olamazsın. (Kapı çalar)

Sekreter: Buyurun hoş geldiniz.

(İçeri Şinasi ve eski karısı girer.) ( Şinasi’nin ceketi omzundadır)

Avukat: Hoş geldiniz.

Şinasi: Hoş bulduk.( Avukatla tokalaşır.) (Eski karısı da tokalaşmak için avukata varır Şinasi kızarak)

Şinasi: Geri çekil elin avukatıyla bu ne samimiyet?

Eski karısı: Sana ne! Biz boşandık ve aramızda bir bağ kalmadı.

Şinasi: Olabilir. Sen yine de çekil otur şuraya.

Avukat: Boşandınız. Umarım böyle daha mutlusunuzdur.

Şinasi: mutluluk ne demek avukatçığım. Dünyalar meleği bir kadınla evlendim ve bu kadınla geçen hayatım boşa geçmiş.

Eski karısı: Öyle mi senin hayatın içmek dışında zaten hep boştu.

Şinasi: Sen konuşma gürültü oluyor. Bak millet rahatsız oluyor.

Avukat: Hanımefendi siz ne yaptınız? Boşandıktan sonra hayat nasıl?

Eski karısı: Ben de evlendim ve şu anda çalışıyorum. Oldukça mutluyum şu anda çalışıyorum. Allah kurtarmış.

Şinasi: buldun tabi hafif bir koca adamı iç güveysi aldın. O Salak da erkeğim diye geziyor ortalıkta.

Eski karısı: Seni de gördük. Koca olmak dayak atmak değildir. Umarım bunu öğrenmişsindir.

Şinasi: Kim, ben mi? Ulan beni layt erkek mi sanıyorsun sen. Biz bu güne bu gün memleketin has erkeği, esas oğlanıyız. Karıya kıza yüz vermek bize yakışmaz. Vücut kabul etmez, bünye atar yani.

Avukat: Sizin bir de çocuğunuz vardı değil mi?

Eski karısı: Evet şu anda çocuğum okumayı ve yazmayı öğrendi. Çarpım tablosunu da babasından iyi biliyor.

Şinasi: Bırak onları da çocuğa şimdiden bir top ver çocuk futbolcu olsun.

Eski karısı: Ne futbolcusu?

Şinasi: Futbol oynasın çocuk, eline bir tespih ver benim gibi olsun. Hafif olmasın, karısından korkmasın çocuk.

Eski karısı: Şinasi Bey hatırlarsan bizim çocuğun hiç karısı olmayacak.

Şinasi: Niye? Çocuğun bir problemi mi var?

Eski karısı: Bizim çocuğumuz zaten kız.

Şinasi: Ha! Öyle miydi ya! Bende akıl mı kaldı sanki?

Eski karısı: Sende akıl hiç olmadı ki zaten…

Avukat: Şimdi sorununuz nedir? Size nasıl yardımcı olabilirim.

Şinasi: Efendim sorun miras meselesi. Mirası paylaşamadık galiba.

Avukat: Biliyorsunuz yeni medeni kanuna göre evlilikte kazanılan mallar boşanma halinde ortak olarak paylaşılır.

Eski karısı: Ben de aynı şeyi söyledim. Ama beyefendi meseleyi buralara kadar getirdi.

Şinasi: Avukatçığım pardon konuyla ilgisi yok galiba ama kusura bakma bu sekreter senin mi? Yoksa ödünç mü aldın?

Avukat: ödünç almak ne demek ya?

Şinasi: Bizim eve bir sekreter lazım da.   Sekreter hanım ben size “merhaba” demiş miydim?

Sekreter: Evet demiştiniz.

Şinasi: “Nasılsınız” demiş miydim?

Sekreter: Hayır, demediniz.

Şinasi: Diyorum o zaman, nasılsınız?

Sekreter: Tamam ben de cevap veriyorum: “Size ne?”

Şinasi: Ulan bu karı milletine de yüz vermeye gelmiyor. Zaten karı dediğin nedir ki? Elinin kiri, yıkayınca çıkar gider.

Eski karısı: Evet ama çıkmayanları da var.

Şinasi: Neyse ne diyorduk.

Eski karısı: Paylaşamadığımız mirastan bahsediyorduk.

Şinasi: Arkadaş elimde bir araba var onun da yarısını almak istiyorsun. Olmaz ki ya!

Eski karısı: Bu en doğal hakkım, sen para kazanıp bu arabayı alırken kendi başına mıydın? Sen birisiyle evleneceksin, canın sıkılınca, kafan esince onu kapının önüne koyacaksın. Yok öyle! Ben kendi hakkımı istiyorum. Senin olanları değil, kendime ait olanları istiyorum. O arabayı alırken bütün altınlarımı aldın. Ben hakkımı istiyorum.

Şinasi: Ulan boşandık, her şeyi paylaştık. Her şeyin yarısını sana verdim. Ulan çorapların bile birer tanesini almışsın. Ulan bu çoraplar çifter çifterdir, birini alırsan diğerini nasıl giyeceğim?

Eski karısı: Evet her şeyi adilce paylaştık.

Avukat: Evet, çok doğru ve adilce paylaşmışsınız. Hayat müşterektir.

Şinasi: Sen karışma Lan avukat bozuntusu.

Sekreter: Lütfen avukat beye hakaret etmeyin, yoksa!

Şinasi: Yoksa ne olur. Sen avukatın avukatı mısın? İşine bak. Bu kadar da olmaz ki! Benim çoraplarımın birer tanesini aldığı yetmemiş gibi bir de tutmuş kendi çoraplarının birer tanesini bırakmış. Ulan ben senin çorabını ne yapayım. Bu yaştan sonra adımı mı çıkaracaksın? Zaten kahvede falan rezil oluyorum, çoraplara baksana ( çorapların rengi farklıdır) Fenerbahçe forması gibi.

Eski karısı: Ne güzel, yakışmış da.

Şinasi: Ne yakışması be! Sekreter hanım ben size “nasılsınız” demiş miydim?

Sekreter: Evet demiştiniz, ben de cevabınızı vermiştim.

Şinasi: Ne güzel, demek bana cevap veriyorsunuz. Tamam, bu cevabınızı karşılıksız bırakmayacağım.

Sekreter: Çattık ya! Sizin bir probleminiz mi var?

Şinasi: Evet havuz problemi var çözebilir misiniz?

Eski karısı: Ne diyorduk, ben arabanın da değerinin yarısını istiyorum. Yoksa dava açacağım.

Avukat: Evet hanımefendi doğru söylüyor.

Şinasi: Ulan siz ortak mı çalışıyorsunuz? Her şeyin yarısını verdim. Her şeyi paylaştık. Hatta çamaşır makinesini aldın, fırını bıraktın. Ama ne yazık ki fırında çamaşır yıkayamıyoruz sayende. Tek araba var. Yarısını nasıl vereceğim sana? Çorap değil ki bu meret, birini versem.  (Kapı çalar)

Eski karısı: Ben anlamam bu konuda da hakkımı istiyorum.

         (bu sırada kapı yine çalınır)

Avukat: Git kapıya bak Her kimse içeri alma, dışarıda beklesin

          (sekreter çıkarken)

Şinasi: Sekreter hanım cevabınızı unutmadım. Unutmayacağım.

          (sekreter sinirle çıkar)

Şinasi: Ulan bu karı milletinin aklı yok. Sen şimdi arabanın yarısını ne yapacaksın. Araba kullanmayı bilmezsin hatta oturmayı bile bilmezsin

Eski karısı: Evet, hiç binmediğim bir arabamız vardı. Ama yarısını istiyorum.

Şinasi: Ah ulan burada kimse olmayacaktı. Ben sana bir dayak atacaktım. Bak o zaman araba falan istiyor muydun?

          (sekreter girer)

Sekreter: Avukat Bey bir hanımefendi geldi ısrarla içeri girmek istiyor.

Avukat: Beklesin ya!

Şinasi: İşte karı milleti içeri girmek istiyormuş. Sizin sopanız falan yok mu? Kov gitsin kimse ya!

             (yeni karısı sinirle içeri girer)

Yeni karısı: Kimi kovuyorsunuz Sayın Şinasi beyler!

Şinasi: Karıcığım! Sen miydin? Ben başka birisi sanmıştım. (ayağa kalkar, korkmuştur.)Seni kovabilir miyim? Gel buyur şöyle otur!(kendi yerini verir)

Eski karısı: Hoş geldiniz. Ben Şinasi Bey’in eski karısıyım.

Şinasi: Evet tanıştırayım. Yeni karım. Hatta yeni kocam desem daha doğru olur.

           (Şinasi ayakta beklemektedir)

Avukat: Memnun olduk hanımefendi.

Yeni karısı: Sorun nedir avukat bey?

Şinasi: Ben izah edeyim karıcığım.

Yeni karısı: Ben avukata sordum, sana değil Şinasi.

Şinasi: Tamam karıcığım.

Avukat: Şinasi Bey eski karısıyla mal paylaşımı meselesi sebebiyle burada.

Yeni karısı: Şinasi Bey eski karınızın eşyalarını derhal iade et.

Şinasi: Tabi karıcığım. İstersen donumun yarısını da kesip vereyim.

Yeni karısı: Nasıl konuşuyorsun? Hanımefendinin hakkını ver.

Eski karısı: Lütfen burada tartışmayın. Bu işi sakince halledebiliriz.

Sekreter: Şinasi Bey bana nasıl olduğumu ısrarla sormayacak mısınız?

Yeni karısı: Şinasi sekretere nasıl olduğunu mu soruyorsun? Sana ne milletin nasıl olduğundan!

Sekreter: Karıcığım sekreter, ama bu sekreter erkek.

Yeni karısı: Erkek mi? Bunu neresi erkek?

Şinasi: Aaa!(utanır gibi yapar) erkek değilmiş! Karıcığım erkek olmadığını bilseydim sorar mıydım?

Yeni karısı: Bilmez miyim?

Şinasi: Karıcığım senden başka kadına bakarsam iki gözüm önüme aksın, sen de ye!

Yeni karısı: Aferin

Şinasi: Senden başka bir kadına dokunursam iki elim kırılsın sen de ye!

Yeni karısı: Ha şöyle hizaya gel!

Şinasi: Karıcığım senden başka bir kadını verdiği bir şeyi yersem ben kusayım. Sende ye!

Yeni karısı: Saçmalama Şinasi!

Avukat: Siz ne kadar güzel anlaşıyorsunuz. Şinasi Bey eskiye bakarak çok mantıklı ve hafif olmuşsunuz.

Şinasi: Hafif sensin, ne demek istiyorsun sen avukat bozuntusu yanındaki sekretere mi güveniyorsun?

Yeni karısı: Şinasi, yeter artık saçmalama.

Eski karısı: Şinasi Bey ben artık arabadan da sizin hayatınızdan da pay istemiyorum. Bu gördüklerim benim için yeterli.

Şinasi: Ne demek bu şimdi?

Eski karısı: Valla ben sizin bu durumunuzu gördüm ya artık ölmem.

Şinasi: Ölme, geber!

Yeni karısı: Şinasi gereken neyse hallet ve derhal eve gel beni bir daha buraya getirme. Tamam mı?

Şinasi: Tabi karıcığım inşallah eve gidişin olur da dönüşün olmaz. İnşallah eve sağ salim varamazsın.

      (bu sırada karısı çıkar)

Şinasi: Tamam sen git ben geç gelebilirim. Bekleme…

Avukat: Çok mutlu olduğunuz her halinizden belli. Yeni evlilik size yaramış.

Şinasi: Ne demezsin! Bu karı kısmı el kiri yıkadın mı çıkar gider. Ama bizimki yıkasan da çıkmayacak türden.

Eski karısı: Ben artık sizden bir şey istemiyorum. Gerçekten acınacak haldesiniz. Size hayatınızda sabır ve mutluluklar diliyorum.

Şinasi: Avukatçığım şimdi ben bu karıyı pencereden atsam da araba çarptı desem kaç yıl yatarım.

Avukat: Epey yatarsın.

Şinasi: Ya böyle giderse ben çok layt olacağım. Veya o ev ikimize de dar geliyor. Neyse ben karıcığımı fazla bekletmeyeyim. Ne diyelim etme bulma dünyası!


                                                                                                               (PERDE)

                                                                                               YAZAN: Mevlüt DİKMEN  

Betimleme Nedir Kısaca

Betimleme en yalın biçimiyle sözcüklerle resim çizme işidir Varlıkların niteliklerini,bu varlıkların duyularımız üzerinde uyandırdıkları izlenimleri belirtmektir Betimleme nesnelerin, varlıkların, belirgin özelliklerini tanıtıp göz önünde canlandırmaktır Bu anlatımda okuyucunun çeşitli duyularına seslenilerek anlatılan varlıkla ilgili izlenim kazanılması amaçlanır Bu amacın gerçekleşmesi için titiz bir gözlem gerekirGözlem sırasında ayırt edici özelliklerin anlatılmasına özen gösterilir

Yazarın, gördüklerini okuyucunun gözünde canlanacak biçimde anlatmasıyla oluşan bir anlatım biçimidir Betimlemede asıl olan görselliktir Bu nedenle gözle algılanan renk ve biçim ayrıntılarına büyük yer verilir

Betimleme, yalın bir söyleşiyle sözcüklerle resim çizme sanatıdır Görme, işitme, tatma, dokunma, koklama… gibi duyu organlarımız aracılığıyla varlıkların belirleyici niteliklerini algılama, bu nitelikleri belirterek onları görünür kılmadır Betimleme, varlıkların kendilerine özgü niteliklerini sözcüklerle anlatma işidir Varlıkların, eşyaların ve olayların en belirgin özellikleriyle tanıtılıp, göz önünde canlandırılmasına yönelik bir anlatım yoludur Betimleme, bir bakıma varlıkların, nesnelerin ve olayların sözcüklerle resmini çizmektir Bu anlatım okuyucuların duygularına, hayal gücüne seslenir; yani yazar dış dünya ile, varlıklarla ilgili izlenimlerini okurlara da aktarmak ister Bunun için de bilinçli, titiz bir gözlem yoluyla ayrıntı seçer Seçtiği ayrıntıları imge (hayal) oluşturacak biçimde düzenler

Ayrıntılar genelden özele ya da özelden genele doğru sıralanabilir Sözgelimi bir kentin genel görünümünü anlattıktan sonra özellik taşıyan bir yapısını (hastane, kışla, park, cami…) ele almak genelden özele doğru bir betimlemedir Bir hayvanın ilgiyi üstüne çeken gözlerinden başlayarak tüm gövdesini tanıtmak da özelden genele doğru bir betimlemedir

Cumhuriyetin İlk Kadın hakimi Adalet Yılmaz


Cumhuriyetin İlk Kadın hakimi Adalet Yılmaz

Yaşlı kadın yatağından kalktı. Sabah ezanının insan ruhuna huzur veren sesi oda içinde yankılanıyordu.
88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açması ile birlikte odaya ezan sesi ile birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu.
 
Penceresinden gözüken Kurtuluş Parkına bakarak yaşlı ciğerlerine sabahın ılık esintisi ile doldurdu. Abdestini aldı, saba
h namazını kıldı. Mutfağa yöneldi. Çayla birlikte bir iki lokma bir şeyler atıştırdı.
Oturma odasına yöneldi. Eski bir fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti.
Masanın üstü çerçeveler ile doluydu. Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı.
Çerçevenin içindeki fotoğrafta İstiklal madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız olmasına rağmen güzelliği göz alan bir kadın birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı.

Yaşlı kadın ‘Günaydın Anne, Günaydın Baba’ dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir bakış daha attıktan sonra başka bir çerçeveyi eline aldı.
Bu siyah beyaz fotoğrafta da subay üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı. Yaşlı kadın çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü. ‘Günaydın Kocacığım’ dedi. Kadın bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra üçüncü ve son çerçeveye uzandı.
Artık gözlerinden yaş damlıyordu. Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız çocuklara bakıp ‘Günaydın Evlatlarım’ dedi.
Tüm çerçevelere kısaca göz atıp ‘Sizleri, hepinizi çok özledim’ dedi.
Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık ağlamak için bile yaşlı hissediyordu kendini. Ağır ağır doğrulduğu koltuğundan eski telefonuna doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. Karşısına çıkan adama ‘Bir taksi istiyorum’ dedi ve adresi verdi. Kapısını kilitleyip, apartman merdivenlerine yöneldi. Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı ama şimdi bu merdivenler hayatının en büyük engeli olmuştu. Ağır ve dikkatli bir biçimde iniyordu.
Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna sokağı inletiyordu. ‘Patlama be adam’ dedi. Nihayet taksiye binebildi.
’Teyze hoş geldin’ dedi 25–30 yaşlarındaki şoför. ‘Nereye gidiyoruz?’
Kadın kısa bir sessizliğin sonunda ‘Tüm bir gün beni taşır mısın?’ diye sordu.
‘Sana 500 lira veririm.’
Adam küçümser bir gülümseme ile, ‘Mal sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze’ dedi.
Kadın gülümsedi
‘O zaman sana 650 lira vereceğim ne dersin?’
‘Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım. İlk önce nereye gideceğiz?’
‘Anıtkabir’e’
‘Anıtkabir’e mi?
‘Evet’
‘Tamam teyzeciğim’
‘Yaş kaç teyzeciğim?’
‘Seksen sekiz’
‘Maşallah Allah uzun ömür versin teyzeciğim’
‘Allah sağlıklı mutlu ömür versin oğlum’
‘Haklısın teyzecim’

Taksi Anıtkabir’in kapısına gelmişti. Şoför ‘Teyzeciğim geldik’ dedi. Dalgın görünen kadın ‘Evladım burada yardımına ihtiyacım var’ dedi. ‘Benimle gel’ Adam şaşırmıştı. ‘Tabii teyze’ dedi. Kuşkulu gözlerle ‘Bizi buraya alırlar mı?’ diye sordu.
O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden ateş fışkırarak ‘Ne demek almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?’ dedi ‘Hayır’
‘Kaç yıldır Ankara’da yaşıyorsun?’
‘Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme’
‘Ee o zaman’
‘Ne bileyim bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası kapalı sanıyordum ben’
Kadın sinirli bir şekilde kafa salladı.
Şoför utanmıştı. Mozoleye çıkan mermer merdivenlere kadar konuşmadılar. Merdivenlere geldiklerinde Şoför kuşkulu bir şekilde
‘Nasıl çıkacaksın Teyze?’ diye sordu.
‘Her ay nasıl çıkıyorsam öyle’
‘Her ay geliyor musun?’
‘Evet’
Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler. İçerisi çok serindi. Şoför büyük bir azimle yürümeye çalışan kadının koluna girmişti. Kadının nefes alışları sıklaşmıştı. Nihayet mozolenin önüne geldiler. Kadın şoförün kolundan ani bir hareketle kurtuldu. Çantasını açtı. Tek bir karanfil çıkardı. Mozoleye doğru ilerledi. Çiçeği mozoleye koydu. Şoför şaşkınlıkla olayı seyrederken kadının ağzından şu sözlerin döküldüğünü fark etti.
‘Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım’. Ağır ağır geriye çekilen kadın ellerini açıp Fatiha okumaya başladı. Şoför kısa bir şaşkınlığın ardından ona katıldı. Kadın bir anlık suskunluktan sonra, ‘Hadi gidelim’ dedi.
Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde arabaya döndüler. Şoför kadının durumundan endişelenmeye başlamıştı.
‘Yoruldun mu Teyze’ dedi.
Kadın sustu.
Bir süre suskunluktan sonra ‘Evet hem de çok yoruldum’ diye cevapladı. Nereye gidiyoruz?’

‘Bankaya’!
Şoför arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu yaşlı kadının Atatürk’e verdiği söz ne olabilirdi? En sonunda dayanamadı.
‘Teyzeciğim bir şey sorabilir miyim?’
‘Sor bakalım evladım’
‘Anıtkabir’de Atatürk’e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?’
‘Uzun hikâye evladım’
‘Olsun be teyze anlat ne olur’
‘Ben lisedeyken bizim okulumuza gelmişti Atatürk. Beni de ona çiçek vermek için seçmişlerdi. Çiçeği verdiğimde bana ismimi sordu. Bende ‘Adalet’ dedim. Bunun üzerine ‘Ne güzel ismin varmış’ dedi. ‘Okulu bitirince ne olacaksın’ dedi bana. Hemşire dedim. Oda ‘Güzel meslek ama bence sen Hâkim ol ismine çok yakışır’ dedi. Ben kadından hakim olmaz ki dedim. Kaşlarını çattı, ‘Sen istedikten sonra olur. Senden söz istiyorum hakim olacaksın’ dedi .’
‘Sen ne dedin peki?’
‘Mustafa Kemal emretmiş ne denir? Söz verdim.’
‘Peki, olabildin mi Adalet Teyze?’
‘Evet, ben Cumhuriyetin ilk kadın hâkimlerindenim.’
‘Vay be. Sende ne hikâye varmış Adalet Teyze’
‘Herkesin bir hikâyesi vardır evladım. Herkesin hikâyesi de kendine göre değerlidir. Eğer insanların hikâyelerini bilip anlayabilirsen insanlara daha anlayışlı davranabilirsin’ ‘Haklısın Adalet Teyze. Bu banka mı gelmek istediğin’?
‘Evet’!
‘Yardım edeyim mi? Bende geleyim mi?’
‘Hayır. Sen burada bekle lütfen. Bu arada adın neydi evladım?’
‘Osman teyzeciğim’
‘Tamam Osman. Beni 45 dakika kadar sonra buradan al olur mu?’
‘Tamam teyzeciğim’!
Adalet hanım bankadan içeri girdi. Osman öğlen saatinin geldiğini fark edip yemeğe gitti. Yemek boyunca Adalet hanımı düşündü.  ‘Kim bilir neler yaşamış, neler görmüştür’ diye düşündü. Tam vaktinde bankanın önündeydi. Adalet hanım 15 dakikalık gecikme ile geldi.
‘Hoş geldin Hâkim Teyze’
‘Çok uzun zamandır bana Hâkim denmemişti.’
‘Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim?’
‘Yok, aksine hoşuma gitti. Sağol’
‘Nereye gidiyoruz?’
‘Seyranbağlarına’
‘Tabii’
‘Hâkim Teyze çok yer gezmişsindir sen’
‘Tüm Anadolu’yu karış karış gezdik rahmetli kocamla’
‘Ne iş yapardı amca?’
‘Subaydı.’
‘Ne zaman vefat etti?’
‘1952′de’
‘Çok olmuş. Gençmiş’
‘Kore savaşında şehit oldu.’
‘Allah rahmet eylesin Hâkim teyze’
‘ Sağ ol’
‘Seyranbağları’na geldik nereye gideceğiz?’
‘Sağa sap. İkinci binanın önünde dur.’
‘Tamam. Buyur Hâkim Teyze. Geleyim mi ben’ ‘Yok bekle burada’
Osman beklemeye başladı. Bir ara merak etti. Binanın uzaktan görünen levhasına baktı. ‘Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu’ yazısını okudu. Anlam veremedi. ‘Bu kadın burada ne yapar ki?’ diye düşündü.
Yarım saat sonra Adalet Hanım göründü. Yanında orta yaşlı kibar bir hanım vardı. Adalet hanımı arabaya ağır ağır bindirdi. Kadın ‘Adalet Hanım size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlarda sizi çok seviyor. Ne olur arayı çok uzatmayın. Yine gelin’ dedi.
Adalet hanım, buğulu gözlerle ‘İnşallah. Kızlara selamımı söyleyin. Bende onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın’ dedi.
Araba hareket etti.
‘Nereye Hâkim Teyze?’
‘Hemen iki sokak öteye’
Osman iki sokak ötede bu sefer başka bir binanın önüne park etti.
Bu binada da ‘Ankara Seyranbağları Huzurevi’ yazıyordu.

‘Bekle beni’

‘Tabii Hâkim Teyze’

Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında birçok yaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet Hanım. Sarılıp öpüştükten sonra oradan ayrıldılar. Osman dikiz aynasından Adalet Hanım’ın gözlerinden akan yaşları fark etti.
‘İyi misin Hâkim Teyze’
‘İyiyim Osman. Eski dostları görünce insan bir hoş oluyor’
‘Nereye gidiyoruz?’
‘Cebeci Asri Mezarlığına’
‘Tamam’
‘Teyze nerelisin sen?’
‘Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra Kurtuluş Savaşı oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara kaçtık annemle. Saklandık dağ köylerinde. Savaş bitince Söke’ye döndük. Allah’a Şükür Baba’mda sağ salim döndü savaştan.’
‘Sonra ne oldu?’
‘Liseye Aydın’a gönderdi babam. Orada Atatürk’le karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul’a gittim. Hukuk fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye’de okuyordu o zaman. Mezun olunca evlendik..’
‘Çocuğunuz var mı?’
‘Bir kızım bir oğlum vardı.’
‘Neredeler şimdi?’
‘Oğlum dışişlerinde çalışıyordu.’
‘Ne güzel’
‘1978′de Fransa’da Ermeniler öldürdüler.’
‘Üzüldüm Hâkim Teyze. Başın sağ olsun. O da babası gibi şehit oldu yani’ Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı vermesin.’
‘Âmin. Ya kızın?’
‘O eşi ve çocukları ile İzmit’te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999’da depremde hepsi vefat ettiler.’
‘Allah rahmet eylesin. Boş boğazlığımla üzdüm seni Hâkim Teyze kusura bakma’
‘Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım. Sen üzülme sağol’
‘Geldik Teyze’
‘Tamam evladım. Al işte paran artık gidebilirsin.’
‘Hâkim teyze buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim eve bırakayım.’
‘Yok, beni alacaklar buradan’
‘Hâkim Teyze bu para fazla. Kusura bakma ben sana yalan söyledim.
Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350 ‘yi ona veririm. Gerisi kalsın.
Bende para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten.’
‘Çocukların var mı?’
‘İki tane ellerinden öperler.’
Taksinin güneşliğinden çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi.
‘Adları nedir?’
‘Kemal ve Ayşe’
‘Oğlumun adı da Kemaldi.’
Sessizliğin ardından Osman’ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım..
‘Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokma ile büyüt ve okut.
Atatürk’ün bana yaptığı gibi içlerindeki gücü fark etmelerini sağla.
Bir de vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara.’
Osman Adalet Hanımın ellerine sarılıp öptü. Ona iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi.
Adalet hanım mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken; Osman yaşlı gözlerle onu izliyordu.
Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı.
Osman arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi. Bu gün daha fazla çalışamazdı.
Ertesi gün Ankara’da garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök delinmişti. Osman taksiyi mal sahibinden almış, durağa gelmişti.
Çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı. İlk sayfadaki haberlere göz gezdirdi.
Siyaset doluydu gazete. Hiç anlamazdı. Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. Taksiciler arkadaşları ile ilgili kötü haberleri genellikle oradan alırlardı.
Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti:
’Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri mezarlığında bulunan cesedin Cumhuriyet tarihinin ilk Kadın Hâkimlerinden Adalet YILMAZ’A ait olduğu belirlendi. Adalet YILMAZ’IN bulunduğu yerdeki mezarların eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi. YILMAZ vefat ettiği gün bankadaki tüm parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek Seyranbağları’ndaki bir kız yetiştirme yurdu ile bir huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis, Adalet YILMAZ’IN mezarlığa ölmek için gittiğini düşünüyor.’
Osman bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici arkadaşları hiçbir şey anlamadılar.
Bir daha da hiç anlatmadı Osman bu yaşadıklarını.
Herkesin tek bildiği Osman’ın bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında
’Gökler bile sana ağlıyor’ diyerek ağladığıydı.

İletişim araçları